Sayfalar

29 Ağustos 2014 Cuma

Kaliplasmis Beden Imaji

     Merhaba arkadaslar bu postumu yolcugum esnasinda telefondan yaziyorum yani yazim hatalarim olursa bu seferlik mazur gorun:)
     Birkac gun once haberlerde, gazetelerde ve internette Buse Terim'in mayolu fotograflarinin boy boy gosterilmesi ve acimasizca elestirilmesiyle ilgili soylemek istedigim bazi seyler var.
     Bir kere Buse Terim'in ununden dolayi magazinciler tarafindan takip edilmesi ve fotograflanmasini elbette ki dogal buluyorum. Fakat, mayolu fotografinin cekilip ustune selulitleriyle yok efendim kilolariyla ilgili baslik atilmasinin cok kaba ve acimasizca oldugunu dusunuyorum. Sadece magazinciler degil, sosyal paylasim sitelerinde de insanlar tarafindan yazilan yorumlardan bizzat ben dahi rahatsizlik duydum. Yok evlilik yaramis, yok orasi kocaman, surasi sarkmis, surdan yaglari firtlamis bidi da bidi.. Ya arkadasim sana ne? Buse Terim unlu olabilir, hayati gozler onunde olabilir ama o bir manken degil yani zayif olmak gibi bir zorunlulugu yok. Vucudundan sana ne? 
     Terim'e yapilan yorumlar aslinda ulkemizdeki kaliplasmis beden imajinin gostergesi. Insanlarin buyuk cogunlugunda guzel olmak=zayif olmak algisi mevcut. Ne yazik ki sanki herkes zayif olmak zorundaymis gibi bir dusunce var. Kilolu oldugu icin birini asagilamak, alay etmek ne kadar ayip ve acimasizca. Karsinizdaki insanin hormonal, psikolojik problemleri olabilir veya sadece kendini oyle mutlu hissediyordur. Kisi saglikli oldugu ve kendini mutlu hissettigi surece kilolu ya da zayif olmasi ondan baska kimseyi ilgilendirmez. 
     Ozellikle hayatinda hic diyet yapmak zorunda kalmamis veya yapisal olarak hep zayif olmus kisiler icin kilolu insanlari elestirmek daha kolaydir. "Azicik bogazini tutmayi beceremiyor mu, aman gozu kor mu yemesin o da" gibi yorumlar en klasikleri zaten.. Fakat iste size isin gercegi bilmeyen arkadaslarim, diyet yapmak oyle lafta oldugu gibi kolay degil. Kilo verme sureci "yemeyiversin" kafasi uzerinden ilerlemiyor. Kisinin genetik yatkinligi, hormonlari, psikolojisi, yasam duzeni.. Bunlarin hepsi kilo verme surecinde soz sahibi unsurlar. Yani bogazini tutmak degil tek mesele :) 
     Ote yandan zayif oldugu icin cirkin laflara maruz kalan insanlar da var. Saka yollu olsa dahi "ay kemik gibisin su hale bak..kizim git biraz kilo al bu ne boyle iskeletor..cok cirkin gorunuyor yaa bacaklara bak cubuk resmen.." Gibi cumleler karsidaki kisi icin incitici olabilir. Olmasa dahi, siz neden bu kadar kaba olasiniz? Herhangi birini gorunusu yuzunden yargilamak, bedenini kilosunu muhabbet ve dalga konusu yapmak bence asilamayan bazi yanlis dusuncelerin ve kisilik problemlerinin gostergesi.. :)) 
     Yani demem o ki siz iyisi mi onun bunun tipini, kalcasini, gobegini birakin. Herkes su kiloda olcak diye bir kural yok. Ister zayif ister kilolu, kisi kendini oyle mutlu hissediyorsa saygi duyun. Birini elestirmeden de once bi durup dusunun.:) 

     Eveeet canlar, cigerler,sevgili okurlar yazmak istediklerimi yazdim, dusuncelerimi paylastim simdi daha bir rahat daha bir iyi hissediyorum. Yazmak harika birsey :))) 
     Vee ben tekrar yazana kadar kendinize iyi davranin :)) 

19 Ağustos 2014 Salı

DİYABETTEN KURTULMA SÜRECİM

      
     Çook uzun bir aradan sonra tekrar selam okuyucu.  6 küsür aydır nerelerdesin dediğini duyar gibiyim. Her şeyin iyiye gitmesi gerekirken daha da kötü olması ve benim kayboluşum üzerine kendimi karanlıktan ışığa çıkmaya çalışırken, masmavi gökyüzünü görebilme ve hayata umutla bakabilme çabası içerisinde buldum. 
      Tüm bu yazdıklarım henüz sana pek bir şey ifade etmiyor olsa da sana yazmadığım süre zarfında hayat benden belki de şuana kadar ki en iyi performansımı göstermemi istedi ve ben birçok engel atlattım, yaşadıklarımdan aldığım tecrübeleri ise ceplerime doldurdum ki seninle de paylaşabileyim. Hepsini anlatacağım sana.. Tek ricam biraz sabır, inan ki pişman olmayacaksın.
     Fakat sana şuan yazmak için kendimi daha fazla tutamayışım, henüz öğrendiğim çok sevindirici bir gelişmeyi seninle paylaşma isteğimden. İNSÜLİN DİRENCİMİ KIRMAYI BAŞARMIŞIM !! :))) Artık insülinim olması gereken değerlerde ve ben, hipoglisemiye de, insülin direncime de, kullandığım diyabet haplarımada elveda diyorum! Bunu öğrendiğimde sana yazmayı daha fazla erteleyemeyeceğimi düşündüm. Çünkü artık çok yaygın olan ve birçok kişinin kabusu olan insülin direnci kırılabilen, bedenden söküp atılabilen bir hastalıkmış gerçekten!! Uzmanlar sporun, sağlıklı beslenme ve kilo vermenin tip 2 diyabete çözüm olabileceğini söyleyip duruyorlar ama kendim başarıp tecrübe edinceye dek ne kadar haklı olduklarını anlamamıştım.
     İnsülin direnci kilo vermenin en büyük engellerinden biri. Sürekli acıkmana, yeme isteği duymana sebep olur. Kontrol altına almazsan hipoglisemi yaşayabilir ve olur olmadık yerlerde bayılabilirsin. Bana geçmişte olduğu gibi.. Eğer sen de bu sorunu olan kişilerden biriysen artık umutsuz olmayı bırakmalısın. Hayatının sonuna kadar diyabet ilaçları içmek zorunda değilsin. İnsülin direncinin bedenine ve ruhuna zarar vermesine izin vermemelisin. Onun yüzünden kilo alıyor veya ne kadar çabalasan da veremiyorsan, işte şuan tam da onu kontrol altına almaya başlamanın zamanı. 
     Belki bazıları ee ben zaten kilo verme ve sporla kurtulunabileceğini biliyordum, doktorlar hep söylüyor sen söyleyince ne farkedicek? diye düşünebilir. Mesele şu ki ben de sendenim, ben de uzun yıllar insülin direnciyle yaşamış, kilo almış, vermeye çalıştığında çok zorlanmış ve defalarca kez ümitsizliğe kapılmış biriyim. Senin ne yaşadığını ve nasıl hissettiğini büyük ölçüde biliyorum. Hatta üstüne ben bir de bulimia ile savaşıyordum :)
     Gel gelelim ne yaptım kısmına.. Bu yılın şubat ayında artık kontrolden tamamen çıkmış olan bulimia ataklarım yüzünden bir müddet diyetisyenime ara verdim. Yaklaşık 1 senedir görüşmediğim psikiyatrıma koştum. Bulimiadan kurtulduğumu düşünerek bıraktığım psikiyatrıma dönüşüm biraz acı oldu tabii.. Bulimia ve anoreksiya gibi yeme bozuklukları 2-3 sene değil çok daha uzun yıllar takip edilmesi gereken hastalıklarmış meğer..
      Bulimia ataklarımla ve onun üstesinden gelme çabalarımla ilgili ayrıntılı başka bir yazı yazacağım okuyucum çünkü bulimia çok hassas, çok derin bir konu..
      O zamandan itibaren düzenli olarak gördüğüm ve bırakmayı artık hiç düşünmediğim psikiyatrım sayesinde kendimi kontrol altına alabilmeye başladım. O zamanki çok kötü psikolojimden kurtulmaya ve kendimde yeniden güç bulmaya başladığımda, içine düşmüş olduğum karanlık kuyuyu (bknz: bulimia) ve bunun beni diyetisyenimi bırakıcak noktaya getirmiş olduğunu düşündükçe hırslandım. İyileşmek için daha önce hiç hissetmediğim bir isteğe sahiptim. Diyetisyenimden yıllardır öğrenmiş olduğum şekilde sağlıklı beslenmeye devam ettim fakat yaptığım sporu büyük oranda artırdım. O güne kadar okuduğum bütün dergi yazıları, makaleler, ve edindiğim tüm tecrübelerimi göz önünde bulundurarak kendime yağ yakımına yönelik yeni bir spor programi yaptım ve böylece daha önce kendimde görmediğim bir hızda incelmeye şahit oldum. Birkaç hafta önce diyetisyenime koruma evresi için başlayana kadar hiç tartılmadım. Neden mi? Çünkü umursadığım şey kaç kilo olduğum değildi, nasıl göründüğümdü. 8 kilo vermiş olduğumu öğrendiğimde ise şok oldum, daha önce hayalini bile kurmadığım, hedeflemediğim bir kiloydu. Hep ulaşılmaz gördüğüm şeye ulaştım. 

     Spor konusunda gerçek bir fanatik olduğumu hep biliyorduk zaten, fakat kondisyonum, performansım hiç bu kadar artmamıştı. Yağlarımı eritip yollamışım meğer :) Hatta bir baktım ki karın kaslarım belirgin şekilde çıkmış :)) Ben tabi deli gibi mutluyum..

Hedefime ulaştıktan sonra ise sporu azalttım, 1 ay önce de mecburiyetten ara vermek zorunda kaldım ( bu konu da başka bir postta olacaaak:)  Tabi özel bir durum olmadığı sürece sen istediğime ulaştım sporu bırakabilirim diye düşünme sakın. Sıklığını ve yoğunluğunu azaltarak sürdür. Sporu sevmeyi öğrenmelisin ve onu hayatının olmazsa olmazı bir parça haline getirmelisin..
     Tüm bunların üstüne endokrincime kontrole gittiğimde bana diyabet ilacını bırakabilirsin artık, spor ve kilo vermen insülin direncini kırmış dediğinde hayatın bana 32 diş gülümsediğini farkettim :)
      Ben son birkaç aydır verdiğim kiloyu verip normalden zayıfa düşmeseydim, bu yaptığım sporla da kurtulabilirdim insülin direncinden belki de. Çünkü öncesinde de kilolu değildim zaten. Fakat bulimiayı kontrol altına almak ve bilinçli şekilde, disiplini hiç bozmadan, her hafta düzenli olarak yaptığım spor bana çok güzel şekilde geri döndü. 
     Bizi korkutan, ürküten şey zihnimizmiş meğer. Çok zor hatta imkansız gördüğüm şey aslında ne kadar da kolaymış. Önemli olan zihnimiz engelinden kurtulmak. İçimizdeki ya başaramazsam korkusunu defetmek.. Bu süreci kendimizi zorlayarak değil, süreçten, yürüdüğün yoldan zevk alarak yürümek.. En önemlisi bir başkasının değil ama kendinizin desteğini almak..
    Hadi sen de bana ve kendine söz ver, insülin direncin seni yönetmesin, sen bedenini yönet! :))
    Tabi daha seninle paylaşacağım bir sürü post var, o yüzden takipte kal!:)) 

5 Şubat 2014 Çarşamba

Strese Veda Et !


    Günlük hayat filmlerdeki ve masallardaki gibi değildir. Zorludur, bir anda mucizeler belirivermez. Yapılması gereken işler, yerine getirilmesi gereken sorumluluklar derken kendimizi bir anda koşuşturmacanın içinde kaybederiz. Zaman ise beklemez, biz günlük hayatın stresiyle başa çıkmaya çalışırken bir anda geçiverir.

    Ben şahsen okulum sebebiyle fazlasıyla strese maruz kalıyorum, özellikle de final dönemlerimde.. Bir sürü öğrencin de benim gibi stresli zamanlar geçirdiğini düşünüyorum. İş hayatında olanlar için ise stres daha da kaçınılmaz bir hal alabilir. Bir de anne iseniz sadece kendinizi değil çocuklarınızı düşünmekten kendinizi unutmanız muhtemeldir..

    Fakat eğer hayat buysa, elimizde her şeyi bir anda değiştirebileceğimiz bir sihirli denek yoksa ya da düğümleri çözmek için gereken sihirli sözcükler bilmiyorsak? Yaşadığımız süreyi elimizden geldiğince güzelleştirmeye çalışmalıyız. Katılıyor musun? :))

    Bunu yapmanın ilk adımı kendimize değer vermek ve kendimizi sevmek. Anneler özellikle sizlere söylüyorum, çocuk yaptıktan sonra kendinizi unutmayın.. Şuan bu yazımı okuyan çok mutsuz biri de olabilir, ve söylediklerim için ya evet yapması çok kolay zaten diye düşünebilir.. Kolay olduğunu kimse söylemedi ama hayatta bazı şeyleri değiştiremiyorsak, en azından şimdilik, bakış açımızı değiştirelim. İnsanın kendini sevmesi en güzel şey. Ukalalıktan, egoistlikten söz etmiyorum. Fakat kendiyle mutlu olmayan biri kimle mutlu olabilir ki?


    Hayatımızdan stresi uzaklaştıramıyor olabiliriz, ama zihnimizden uzaklaştırabiliriz. Çok ciddi yöntemler olarak görünmeseler de, yazacaklarımın sakinleşmeye olan faydaları da azımsanmamalı.

    İlk olarak stresi azaltmanın en bilinen yöntemi meditasyon. Sessiz ve loş bir ortamda dik bir şekilde yoga pozisyonunda oturarak zihnini negatif düşüncelerden arındırabilirsin. Üstümdeki bütün negatif enerjinin akıp gittiğini hissediyorum gibi seni rahatlatacak cümleler kur ve en az 20 kere tekrarla. İnanarak tekrarladığında işe yaradığını hissedeceksin.

    Stresi atma konusunda diğer bir önemli şey ise her an her yerde yapabileceğin nefes alıp vermek, fakat hep yaptığın gibi değil. Yapılan araştırmalar nefes alma kapasitemizin sadece yüzde 30'unu kullandığımızı gösteriyor. Derin nefes almak için önce ciğerlerimizdeki bütün havayı boşaltmalıyız. Sonra diyaframı aşağıya iterek yani göğüs kafesini değil mideyi şişirerek çok yavaş şekilde kocaman bir nefes almalıyız. Birkaç saniye nefesimizi tuttuktan sonra yine oldukça yavaş şekilde burnumuzdan aldığımız nefesi ağzımızdan vermeliyiz. Bu ve bunun gibi nefes egzersizlerini yapmanın stresle mücadelede etkili olduğu görüldü. Ayrıca gece uyumakta zorluk çekiyorsan da yatmadan önce bu nefes egzersizini yapmak uykuya daha kolay dalmanı sağlayacaktır.

    Doğru beslenmenin önemini artık hepimizin idrak etmiş olması gerekir. Beslenme burada da karşımıza çıkıyor. Araştırmalar bazı besinlerin rahatlamaya yardımcı olduğunu ortaya koydu. Bu besinler ise:
 Avakado, bol potasyum kaynağıdır ve kan basıncını düzenler.
 Süt, kalsiyum kaynağı olarak ruhsal dalgalanmaları azalttığı söyleniyor.
 Yağlı balık, özellikle omega-3 bakımından zengin olan somon, ve ton balığı gibi yağlı balıklar sinir sistemini onarıyor.
 Kabak çekirdeği, zengin magnezyum içeriği sayesinde mutluluk hormonu salgısını artırır ve kaslarımızın gevşemesine yardım eder. Ispanak ve badem de alternatiftir.
 Kivi, yapılan araştırmalar bol C vitamini takviyesi alan kişilerin kan basıncının ve kortizol seviyesinin daha hızlı düştüğünü gösterdi. C vitamini içeriği yüksek portakal, yabanmersini, narenciye, sivri biber gibi besinler tüketmek stresle baş etme konusunda yardım sağlayacaktır.
 Bitter çikolata, araştırmalara göre düzenli olarak bitter çikolata tüketmek endorfin hormonunun salınımını artırıyor, içindeki flavonoid adlı antioksidan ise rahatlamaya yardımcı.
 Hindi, triptofandan zengindir ve seratonin salgısını artırır. Ayrıca yağ oranı oldukça düşük bir protein kaynağıdır.

    Diğer bir yönteme gelecek olursak, o da egzersiz. Öfke, stres ve üzüntü vücuttan sıvı yoluyla atılabiliyor. Bu sebeple ağladığımızda ya da terlediğimiz de (egzersiz yaptığımızda) rahatlarız. İllaki yoğun hareket içermesi gerekmiyor, bol oksiyenli açık havada yapacağın yarım saatlik bir yürüyüş bütün olumsuz enerjini alacaktır.


   Tüm bunları yapıyorum ve yine sinirliyim diyorsan kan değerlerini ölçtürmende fayda var. Demir veya vitamin eksikliğiyle karşı karşıya olabilirsin. Ayrıca hipotroidinin ve hipogliseminin de stresliliğe yol açtığı bilindiğinden hormonlarını da kontrol ettirmeyi ihmal etme.

   Gülümsemek bulaşıcıdır, beynimiz gülümsediğimizi hareket eden yüz kaslarımızdan anlar ve mutluluk hormonu salgılar.. Pozitif ol, hayatından negatif, sürekli şikayet eden insanları çıkar, kendini şımartın ve sev.

   Bir de rahatlamak için çok çok iyi olan şu sitelere mutlaka göz at:

http://donothingfor2minutes.com  her şeyi bırakın ve 2dk boyunca dalga seslerini dinle

http://thequietplaceproject.com/thethoughtsroom/  Sorunlarınızı durum kutusuna yazın ve onların gökyüzünden yıldız gibi kaymalarını izle

http://www.rainymood.com/  gözlerinizi kapatın ve harika yağmur sesini dinle

    Tekrar görüşene kadar huzurlu kal! :))
   
 

3 Şubat 2014 Pazartesi

Gece Yeme Sendromu

     Yine ben ve yine sizlerle paylaşacağım bir şeyler...
Başlıktan da anlaşıldığı gibi bu yazımda gece yeme sendromuyla ilgili araştırmalarımın sonuçlarından bahsedeceğim. Bunu araştırma fikrim ise akşamları iştahımın açıldığını farketmemden doğdu. Özellikle gece geç saatlere kadar kaldığım zamanlarda midemde açlık hissetmesem bile tatlı bir şeyler yeme istediğim çılgınca boyutlara ulaşıyor ve gece atıştırmalıklarının sonucunun ise kilo almak olduğunu hepimiz biliyoruz..

     Ayrıca gece yemek göbek yapıyor ne zaman akşam yemeğimi erken yer ve sonrasında bir öğün yapmadan uyursam, yani gece atıştırmazsam, göbeğim dümdüz olurken gece yiyip yatarsam göbekli uyanıyorum :))) benden söylemesi...

     Ben de bu gece atıştırmalıklarından nasıl kurtulurum neymiş bu falan bir araştırıyım dedim.. Benim durumumda çözüm gün içinde daha düzenli beslenmek ve öğün atlamamak çünkü öğlen ve akşam yemeklerini geçiştirmek gece yeme istediğini artırıyor. Fakat henüz öğrendiğim ve aslında çok da yaygın olan bir yeme davranış bozukluğunu sizlerle paylaşayım istedim.
 

 
 
     Gece yeme sendromunun en belirgin özelliği haftada en az 3 gece ve en az 1 kere olarak uyanmak ve bir şeyler atıştırmakmış. Bu kişiler genellikle kahvaltıyı atlıyor, ve çay, kahve gibi içeceklerle geçiştiriyormuş. Gün boyu oldukça düşük kalori alırken, akşam yemeğinden sonra bunun yarısından fazlasını alıyorlarmış. Hacettepe Üniversitesi'nde yapılan araştırmanın sonuçları ise obez bireylerin %66'sının gece yeme sendromuna sahip olduğunu göstermiş. Genelde sıkıntılı, stresli dönemlerde gece yemelerinin arttığı gözlemlenmiş.

     Bu durumun sebebi hormonal de olabilir. Peki vücutta hormonal olarak neler oluyor da bu sendroma yol açıyor? Bu sorunun cevabı ise şöyle, bu sendroma sahip kişilerin melatoninin gece düşük olduğu ve bunun da REM uykularını zayıflattığı belirtilmiş. Aynı zamanda açlık bastırıcı olan leptin hormonlarının da düşük olduğu gözlenmiş. İştah uyaran ghrelin hormonlarının fazla salgısı sebebiyle olması gereken zamandan önce acıktıkları görülmüş. Ayrıca bu kişilerin çoğunlukla hipotroidi olduğunu ve daha az kortizol salgıladıkları sonucuna ulaşılmış. Son olarak ise bu sendrom insülin direncinin yüksek olduğu ve hipoglisemisi olan kişilerde çok sık görülüyor.


     Benim yaklaşık üç yıl önce insülin direncimin ve hipoglisemimin olduğu ortaya çıktı. İnsülin direncimden hala tamamen kurtulamamış olmakla beraber düzenli beslenme ve aktif bir yaşamla hipoglisemiden kendimi kurtarmayı başardım. Gerçekten çok korkunç bir şey umarım bir daha yaşamam...

     Peki gece yemelerinden kurtulmak için ne yapılmalı, çözümü ne diye soracak olursanız uzmanlar cevabı ilk başta güne kahvaltıyla başlamanın önemini vurgulayarak vermiş. Gece yemek yerine sabah yemelisiniz demişler. Günü atıştırmalıklarla değil sağlıklı ana öğünler yaparak geçirdiğimizde akşam eskisi kadar aç hissetmeyeceğimizi söylemiş ve özellikle fruktoz alımımıza dikkat etmemiz gerektiği konusunda uyarıda bulunmuşlar. Bunlara ek olarak ışıksız ortamda ya da mumla uyumak, stresten uzak durmaya çalışmak ve gece alkol almamak gerekliymiş.

     Çok yaygın ve sanıldığından daha ciddi bir yeme davranış bozukluğu olan gece yeme sendromu için öncelikle bir dahiliyeci, psikiyatr ve diyetisyen görmelisiniz. Böylece en doğru şekilde rotanızı çizerek buna bir son verebilir ve hem ruhsal hem bedensel sağlığınızı koruyabilirsiniz.

    Ben bunları öğrendikten sonra gece yememe konusunda kendime daha bir söz geçirmeye çalışır oldum, umarım benim gibi olan başkalarına da dikkat uyarısı olur veya bu sendromu yaşayan birileri varsa onlar da farkındalığa ulaşır..

     Bugünlük böyle... Benim uzun yazılarımı sonuna kadar okuyan sizler, kesinlikle çok özelsiniz. Bu sabrınız, yazdıklarıma olan ilginiz ve merakınız için çok teşekkür ediyorum :))

     Görüşmek üzere!! :)))

2 Şubat 2014 Pazar

TIA MARIA PASTASI

    
    

     Herkese selam! Yapmayı ve yemeyi çok seven biriyim malum, özellikle konu tatlıysa! Bu yüzden farklı görünen yemek ve tatlı kitaplarını alırım. Bunlardan biri Martha Day'in Dünyanın En Güzel Tatlıları kitabı :)))

 
 
     Alırken fark etmesem de kitabın yarısından sonrası düşük kalorili tatlı tarifleri diye ayrılıyor ve dahiyane tarifler var içinde. Ara sıra bu tariflerden seçtiklerimi sizlerle paylaşacağım.
 
     Tarifini vermek üzere olduğum pastanın yağ oranı oldukça düşük. Leziz farklı bir şeyler denemek istiyorum ama aynı zamanda formumu korumak istiyorum diyorsanız doğru yerdesiniz :)
 
     Malzemeler
8 kişilik
Yağlamak için az yağlı yumuşak margarin (sıvı yağ da kullanabilirsiniz)
3/4 su bardağı tam buğday unu
2 yemek kaşığı hazır granül kahve
3 yumurta
yarım su bardağı toz tatlandırıcı (splenda, tagatoz vb. )
İçinin dolgu malzemesi için:
3/4 su bardağı light (veya yarım yağlı) yumuşak peynir
1 yemek kaşığı bal
1 yemek kaşığı Tia Maria likörü
1/4 su bardağı toz zencefil
Sosu için:
2 su bardağı elenmiş pudra şekeri
2 çorba kaşığı şekersiz hazırlanmış hazır kahve
1 yemek kaşığı su
1 tatlı kaşığı da kakao
 
     Şimdi pastamızı yapmaya başlayabiliriz. Öncelikle fırını 190 derecede ısıtıyoruz. Kek kalıbını yağlıyoruz ve un ve kakaoyu bir yağlı kağıdın üzerinde eliyoruz. Yumurtaları ve tatlandırıcıyı bir kaseye koyup yoğunlaşıp kalınlaşıncaya kadar çırpıyoruz. Ardından bunu metal bir kaşıkla unlu karışımın içine yavaşça karıştırıyoruz. Sonra tüm bu karışımı hazırladığımız kalıbın içine döküyoruz. Kekin ortasına bastırdığımızda sünger gibi tekrar eski yerine gelene kadar 30-35 dk fırında pişiriyoruz. Tel bir rafın üzerinde soğumaya bırakıyoruz.
 
     İçinin dolgu malzemesini yapmak için ise, yumuşak peyniri balla birlikte bir kasede yumuşayıncaya kadar karıştırıyor, eğer kullanacaksanız likörü ve zencefili koyarak karıştırmaya devam ediyoruz.  Kekimizi ikiye ayırıp bu karışımı içine sürüyor ve diğer yarım keki de üzerine kapatıyoruz. Üzerinin sosunu yapmak için pudra şekeriyle kahve esansına biraz su ilave edip karıştırıp tahta bir kaşığın arkasına yapışacak kıvamda bir sos haline getiriyoruz. Bu sosun dörtte üçünü pastanın üstüne sürüyoruz. Kalanın içine kakaoyu karıştırıp çırpıyoruz. Krema sıkma torbasının içine koyarak sürdüğümüz sosun üzerine sıkıyor ve pastamızı da süslemiş oluyoruz.
 
    Biraz zahmetli olsa da özel günlerde, kendinizi ya da sevdiklerinizi şımartmak istediğiniz zamanlarda vaktinizi ayırıp bu pastayı yapmanızı öneririm. Arasındaki nefis krema yumuşacık pandispanyayla harika bir uyum meydana getiriyor benden söylemesi :))
 
    Peki bu nefis pasta bize kaç kaloriye mal olucak? İşte bir porsiyon için besin değerleri de şöyle: 
Enerji: 226 kcal
toplam yağ 3.14 g (harika değil mi?)
doymuş yağ 1.17 g
kolesterol 75.03 mg
lif 0.64 g
 
     Afiyet olsun! :)))
 

1 Şubat 2014 Cumartesi

En Sağlıksız Trend Şeyda Coşkun


     Hepinize selamlaaaaaaarrr!! Burayı ve yazmayı çok özledim fakat finallerimdi sonrasında da kendime vakit ayırmaktı ufak çapta bir seyahatti derken ancak dönebildim. Sizlerle paylaşmak istediğim çok şey var fakat bu yazımda bahsetmek istediğim şey gündemin tam ortasında yer alıyor! Şeyda Coşkun'un zayıflatma yöntemleri..

     Son zamanlarda hakkında çok konuşulan biri ve birçok ünlüye çok kısa zamanda yüksek miktarlarda kilolar kaybettirdiğini hepimiz biliyoruz. 17 günde 10 kilolar, 8 haftada 12 kilolar filan... E tabi bunu duyunca ilk başta hepimizin gözleri bir açılıyor nasıl yani diyoruz.. Kim istemez kısa zamanda bütün kilolarımdan kurtulayım incecik olayım diye.. Çok cazip görünüyor di mi.. Görünür tabi görünür... İşin görünmeyen yüzünü de bir düşünelim o zaman ve hala cazip gelecek mi bakalım. Bu kilolar nasıl bu kadar hızlı veriliyor, sağlıklı mı, kalıcı mı vs..

     Mantıklı olalım. Eğer bu kadar hızlı zamanda kilo vermek sağlıklı olsaydı ve iyi bir çözüm yöntemi olsaydı herkes aynını yapardı. Tüm dünyada kilolu insan kalmazdı. 1 ay yeme çubuk gibi olursun zorluğu mu var? İnsanlar niye sabrederek yavaş yavaş kilo veriyor, niye bunca diyetisyen var 4 sene okuyup diploma alacağız diye kasıyorlar ve neden hepsi yavaş kilo verimini destekliyor? Şeyda Coşkun mu tek akıllı, tek doğruyu bilen yani?


( Çorba ve ekmeği hayatınızdan çıkarın)

     Yaşam koçluğu denen olayı hiç anlamam zaten. Hani psikologsundur, psikiyatrsındır, insan ilişkileri uzmanısındır, gerçek anlamda eğitimler almışşındır  vs yaşam koçu olursun saygı duyarım yine.. Fakat pardon da işsiz vasıfsız önüne gelen herkes de yaşam koçu olmaya başladı.. Yanlış anlaşılmasın yaşam koçluğu yapan herkesi kastetmiyorum burada.. Neyse efenim işte bayanımız beden eğitimi mezunu beslenme üzerine sertifikalar almış vs.. Yani gelişmiş ülkelerde gerçek anlamda eğitim görüp diploma almamış, ama sertifikası var diye birine kim sağlığını emanet eder ki? pek azdır sanırım..

     Ben biraz araştırdım google'ladım, çıktığı birkaç programı izledim ve gözlemledim. İnternette Şeyda Coşkun diyetleri kaynıyor.. Diyetlere bakınca benim ölüm diyeti diye tabir ettiğim listeler! Yani çok basit bir mantıkla düşünecek olursak yemezsen verirsin tabi ona gitmene gerek yok :))) Ha bir de yürüyüş yaptırıyor.. E yürüyüş yapmayı O mu icat etti anacım insanlık var olduğundan beri yürüyüşü bir spor olarak öneriyordur eminim:)) Farkı ne dersek istikrarlı olamayan kişilere baskı uygulaması bence.. Arayıp yeme diye hatırlatmalar falan.. Gülben'in programında Ergen ''beni arayıp yeme diye kızardı'' şeklinde ifade ediyor zaten..

    İnanın bana bu çok yanlış. Yine Gülben söylüyor bir gün simit yiyebilir miyim ödül olarak diye sorduğunda eğer yersen simit belli olursun cevabını almış ve bir daha yemek istememiş.. Şeyda Coşkun danışmanlığının benim en hoşuma gitmeyen kısmı da bu zaten. Bence insanları takıntılı hale getiriyor.. İnstagramda da onu ve onun danışanı olan birkaç kişiyi incelediğimde karşılaştığım manzara üzücü! Şişman kadın resimleri koyup böyle olmak istemiyorsak yemeyeceğiz arkadaşlar tarzında yazılar... Bir kere kilolu bir bedeni aşağılayarak motivasyon elde etmeye çalışmak çok yanlış! İnsanların önceki olduğu hallerinden nefret etmelerine sebep olunmamalı ayrıca şişman olan birçok insanın bunları gördüğünde neler hissedeceğini düşünebilin! Eğer amacınız motivasyon elde etmekse yağlı göbek resimleri değil, mankenlerin resimlerini filan koyun yani kimseyi aşağılamayın..

     Şeyda Coşkun danışanlarında beden takıntısı yaratıyor bence.. Yiyeceklere karşı korku beslemelerine, ön yargı geliştirmelerine sebep oluyor..  İstenen kiloya inildikten sonra normalde hepimiz kilo koruma aşamasına geçer, kalorileri artırır ve sağlıklı beslenmeyi sürdürmek kaydıyla hayatımızdan yasak besinleri çıkartırız.. Yani ben şahsen gayet çikolatamı da yiyorum kilomu da veriyorum. Makarna ve lahmacun da yiyorum ve kilomu da yağdan veriyorum. Fakat Coşkun bunlara diyet bittikten sonra da izin vermiyor. Eğer yayınlarını izlerseniz göreceksiniz ki yemeyeceksin hayatından çıkaracaksın diyor. Nasıl bir bünye tüm hayatını diyet yaparak geçirebilir ve sağlıklı kalabilir ki?



    Sarkmasından tutun kas kaybına kadar, hormonlarınızı da bozarsınız hastalıklara davetiye de çıkartırsınız. Şeyda Coşkun ben diyetisyenlerin yapamadığını yapıyorum diyor. Yapamadığını değil yapmadığını olmasın. Sizi takıntıya sürükleyip yemekten iyice korkmanızı ve çok az yiyerek kilo vermenizi sağlıyor..  Alacağınız zararlar sadece fiziksel değil aynı zamanda ruhsal da olur bence...

     Kimsenin size ne yapmanız gerektiğini söylemesine ihtiyaç duymayın. Bazen insan güçsüz hisseder umutsuz olur bir destek arar bunu en iyi bilenlerdenim.. Fakat bu aynı şey değil. Sporun kilo vermede çok önemli olduğunu hepimiz zaten biliyorduk. Diyetisyene gidip sporunu ve diyetini iyi yapıp kilo vermeyeni görmedim ben ( sağlık problemleri yoksa). 

     Değinmeden geçemeyeceğim şey ise internetten açıp okuyabileceğimiz bilgilerle diyet yazan bayanın ayda 3 bin Euro alması.. Ülkemizde güdülmeyi seven çok koyun var... :(

     Onun yolundan gidip farklı olanı seçerek sivri zekalılık yapmış olmuyorsunuz arkadaşlar doğru olan yöntem onunki olsaydı doktorlar diyetisyenler onu önerirdi.. Biraz mantıklı olun lütfen.. Çünkü yapacağınız hatalar sağlığınıza ve yıllarınıza mal olacak..

    Daha çok sabır istese de sağlıklı olandan vazgeçmeyin arkadaşlar.. Unutmayın kolay kazanılan kolay kaybedilir... :))) Bugünlük hoşçakalın!! :))


    

14 Ocak 2014 Salı

DİYETİ DİYETİSYEN YAZAR ETKİNLİĞİ

     Merhaba millet! Sizle Diyetisyen Elvan Odabaşı Kanar ve Besvak işbirliğiyle gelişen Diyeti Diyetisyen Yazar etkinliğine ait bilgileri paylaşacağım. Öncelikle bu etkinlik diyetisyenlere ve diyetisyenlik öğrencilerine açık olup, ek olarak Nestle, Tusaf ve Diyetisyen Dünyası'nın da katkılarıyla hayat buldu.

     Etkinlik Ankara Swiss Otel'de 12 Ocak Pazar günü gerçekleşti ve birbirinden önemli konuşmacılarıyla geleceğin diyetisyen adaylarına ışık tuttu. Etkinlikte gördüğümüz başlıca isimler Dyt. Elvan Odabaşı Kanar, Prof. Dr. Ayşe Baysal, Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu, Prof. Dr. Murat Baş, Dyt. Ece Nevra Durukan, Dyt. Seren Aksüs, Dr. Ayhan Dağ oldu.
 
     Ben etkinliğin başında katılamadım malesef öğlen gidebildim. Fakat kaynanam sevicekmiş ki gittiğimde öğle yemek molası vardı :)). Konferans salonunun yan kısmındaki yemek salonu diyetisyen adaylarıyla doluydu. Canım formeo diyetisyeni Tuğçe Ergen'i görür görmez yanına gittim ve yemeğe katıldım. Yiyecek ve tatlılardan oluşan açık büfeden ise öğle yemeği seçimim şöyle oldu:


    Öğleden sonra oturum Prof. Dr. Funda Elmacıoğlu'nun diyetisyen sağlığın neresinde sunumuyla başladı. Elmacıoğlu Türkiye'de malesef her kafadan bir ses çıktığını ancak sadece bilimsel gerçeklere dayanan bilgilerin dinlenmesi gerektiğini savundu. Ekmek konusunda olduğu gibi ( Karatay Diyeti) topluma verilen yanlış mesajların son bulmasının insanların sağlığı açısından önemli olduğunu söyledi. Tıp bilimindeki gelişmeleri ve birçok hastalığın tedavi aşamasında beslenmenin ne kadar önemli bir rol oynadığını bilimsel ölçütlere dayanarak anlattı. Elmacıoğlu, ''Beslenme evrim yaşadı, yaşıyor ama temelleri hiç değişmedi'' dedi ve beslenmenin evrimiyle çeşitliliğin arttığını ve bununla bir yığın söylemlerin de arttığını fakat tek bir gerçeğin, yeterli ve dengeli beslenmenin değişmediğini özellikle vurguladı. Milli Eğitim Bakanlığı kadrosunda varolan bir diyetisyen meslektaşlarının olmamasıyla ilgili yakındı ve bunun önemli bir eksiklik olduğundan bahsetti. Bilimsel verilere dayanan grafiklerle sunumunu destekleyen Elmacıoğlu, Kanada, Avusturalya ve ABD'de 30 yaş üstü kalp ve damar hastalıklarından ölenlerin sayısının beslenmeye bağlı alınan önlemlerle yıllar içinde azaldığından bahsetti. Sunumunun benim için en dikkat çekici kısmı ise sonda geldi. Türkiye'de her 100.000 kişiye 3 diyetisyen düşüyormuş ve beslenmenin hastalıkların tedavisindeki önemini göz önünde bulundurursak bu sayı oldukça az. 
     

    Ardından Prof. Dr. Murat Baş, mesleki etik ve hasta iletişimiyle ilgili sunumuyla karşımızda yer aldı. Genel hatlarıyla etik değerlere sahip ve kurallı toplum olmada çaba göstermediğimiz için gelişmiş olmadığımızı anlattı ve etik olarak kendimizi sorgulamamız gerektiğini söyledi. Ayrıca etkili diyetisyen ve danışan ilişkisinin tedavi açısından çok önemli olduğundan, iyileştirmeyi kolaylaştırabileceğinden bahsederek bu ilişkinin özellikle bilgilendirme ve eğitim içermesi gerektiğini vurguladı. Araştırmalara göre iletişimsizlik yüzünden hasta endişelerinin %45'i ortaya çıkamadığını ve psikiyatrik sorunların %50'sinin gözden kaçtığını söyledi. Bu kısımın çok önemli olduğuna katılıyorum! Danışanın psikolojisi gözden geçirilmesi gereken ilk şey olabilir bence...


     Dyt. Ece Nevran Durukan ise beslenme yoncası ve tam tahıllardan bahsetti. Özellikle bu kısmı diyette ekmek makarna vs yenmez diyen zihniyet duyabilseydi keşke... Fakat ben burdan size geniş bir özet geçerek gitmiş kadar bilgi edinmenize çabalıyorum zaten :) Durukan tam tahılların tanımıyla sunumuna başladı: ''Tam tahıllar besin değeri yüksek, lif, vitaminler, mineraller, antioksidanlar ve fitokimyasallardan oluşur.'' Günde en az üç porsiyon( 30gr x 3 şeklinde) tam tahıl tüketilmesi gerektiğini söyleyerek tam tahıl tüketmenin koroner kalp hastalıklarından ve tip2 diyabet riskinden korunmak aynı zamanda ideal kiloyu korumak için çok önemli olduğunu savundu. Yapılan araştırmaların tam tahıl tüketmenin insülin duyarlılığında iyileşme sağladığını kanıtladığını söyleyerek ekledi ''Stratejik bir çözüm olarak tam tahıl tüketilmesi gerektiği tartışılmaz bir gerçek.''

    İşte ilk oturum böyle bitti ve coffee break vakti geldi. Tatlı ve tuzlu kurabiyelerden oluşan açık büfeye ben elbette ki karşı koyamadım ve kahvemin yanında bir sürü kurabiye gömdüm :)))) 



     Tabi gördüğünüz üzere tek gömen ben değildim :))) Ayrıca nestlenin, doygun ekmeğin, candarelin tanıtım standları da vardı. 
     Görmüş olduğunuz kurabiyeler Canderel tatlandırıcıyla yapılmış ve tattım gerçekten şekerle yapılmış olanlardan hiçbir tat farkı yok. Şekere eş değer tatta olduğunu ve aspartam içermediğini söylediler. Şeker hastalarının kullanımını sorduğumda ise glikoz oranı 0 olduğu için diyabetikler için de uygundur cevabını aldım. Canderelin aynı zamanda stevia bitkisinden elde edilen bitkisel tatlandırıcısı da mevcut.

     Malesef biraz geç resim çekme fırsatı bulduğum için standı ve kutuların içini biraz boş görüyorsunuz. Çavdar, çok tahıllı, tam tahıllı doygun ekmek çeşitleri katılımcılara denemeleri için dağıtıldı. Ben çok tahıllı ekmeklerinden aldım ve açıkçası memnun kaldım. Unonunkinden daha farklı bir tadı var ama benim hoşuma gitti!

     Nestle ise artık tam tahıllı kahvaltılık gevrekler üretiyor. Çikolatalısından meyvelisine kadar her damağa hitap eden çeşitlerini sağlıklı seçeneklerle sunuyor müşterilere.

     Bir de bu gördüğünüz meyve sularının tanıtımı vardı. Genesis Today markasının ürettiği bu içecekler sıradan meyve suyu değilmiş. Öğrendiğime göre anti-aging, enerji verme, saç ve tırnak sağlığını destekleme ve bazı vitamin ihtiyaçlarınızı karşılamak gibi pek çok faydaları olan içeceklerin sea buckthorn(çay dikeni) berry, acai berry, blueberry gibi çeşitleri var. Bunlar bir meyve suyu içer gibi içmek için değilmiş, günde bir kahve fincanın yarısı kadar içilmeliymiş. Şuana kadar Türkiyede satışı yok fakat sanırım yakında fitiz diet markette satılmaya başlayacak.





    Etkinliğin yaratıcısı en gerçek diyetisyen çılgın ablam canımın içi Elvan Odabaşı Kanar ile fotoğrafımızı, formeo diyetisyeni güzeller güzeli gerçek diyetisyen canım Tuğçe Ergen ile olan fotoğrafımız takip ediyor bunları da burda paylaşmak istedim. :))


     Coffee breakin ardından Dyt. Seren Aksüs'ün eğlenceli sunumuyla devam ettik. '' Diyeti diyetisyen yazar ama gerçek diyetisyen yazar'' diyerek başladı sunumuna. Diyetisyen Dünyası'nın kurucusu olan Seren Aksüs sitelerinde barındırdıkları diyetisyenlerin, diyetisyenlik bölümünden mezun diplomalı kişiler olduğunu yani gerçek diyetisyenler olduğunu söyledi. Sitelerinde diyetisyenlerin yazılarını, TV programlarını, başarı öykülerini ve kim ne yapıyor gibi bilgileri paylaştıklarını ekledi. Köşe yazılarından, sosyal medya paylaşımlarına kadar birçok örnek kullanarak sosyal medyada diyet ve diyetisyenlik konusunu keyifli bir şekilde üstlendi. 

     Dr. Ayhan Dağ ise meslektaş etiği ile ilgili konuşmalarında markanızın sürdürülebilirliğini geçici heveslerle, daha çok para kazanmak için mahvetmeyin mesajını verdi. Kişilere ilaç kullandırarak veya tavsiye ederek zayıflatmanın ve kişisel kazanç sağlamak için toplumla yanlış bilgiler paylaşmanın etik olmadığını söyledi. 

   
     Katılmaktan çok keyif aldım çünkü eğitici bir konferanstı. Toplumumuzun en büyük sorunlarından biri eğitimsizlik ve her çıkan sesi dinlemek. Keşke artık tüm bilimsel kanıtlara kulak vererek beslenmenin önemini anlasak ve kilo veren/verdiren herkese diyetisyen gözüyle bakmayıp gerçek diyetisyenleri ayırt etmeye başlasak. İnanın bu sadece kendi faydamız için. 

     Katkısı olan herkesi tekrar tebrik ediyorum böyle etkinliklere çok ihtiyaç var...

     Benden bu kadar millet, gitmiş kadar oldunuz di mi :) Sonuna kadar okuduğunuz için sabrınıza teşekkür ediyorum ve tekrar görüşene kadar hoşçakalın! :))

     




















11 Ocak 2014 Cumartesi

Fittazza

     Fittazza da ne böyle dediğinizi duyar gibiyim :) Fit-pizzanın az önce uydurduğum ismi :) Aşağıda vermek üzere olduğum tarifi kesinlikle denemenizi öneririm. Çünkü hem kalorisi pizzaya kıyasla çok çok düşük hem de gerçekten adeta bir pizza yiyormuşsunuz hissi veriyor :)
   
     Bu tarifi denemek için mutfağa girdiğimde annem Ebru iyice uçtun sen diyen gözlerle bana baktı. Çünkü pizzayı bir adet kepekli lavaşla yapacaktım. İnceliğinden dolayı tereddüte düşen anneme bekle ve gör sonunda bayılacaksın dedim.

     Öyleyse malzemeleri verelim ve ultra kolay yapımımıza geçelim :) Ben pizzamda 30'ar gr kıyma ve light kaşar peyniri kullandım. Kırmızı biber, cherry domates, taze nane, maydanoz ve marul. Aslında o an elinizde bulunuyorsa kabak, patlıcan, fesleğen de atabilirsiniz. Tuzu dert etmeyecek olanlara zeytin, acı sevenlere de meksika biberi atmasını önerebilirim.

     Öncelikle kepekli lavaşımın üstüne sürmek için yapışmaz tavada kendi isteğime göre salçayı biraz pişirdim. Bu işlem sırasında yağ kullanmadım sıcak su ekleyerek salçanın yanmasını önledim. Daha sonra salçayı kepekli lavaşın üstüne yaydım. Bu sırada ince ince dilimlemiş olduğum kırmızı biberim, domatesim ve sebzelerimi lavaşın üstüne serptim. Ardından kıymayı ve rendelediğim kaşarı serpiştirdim ve ısınmış durumdaki fırına verdim. Ben ilk denememde fırında 180 derecede 20 dk'ya kurduğum için lavaşımın kenarları biraz yandı o yüzden 10-15 dk yeterli olucaktır. Kokusunu almaya başlayacaksınız zaten  :) ve çıkarıp afiyetle yiyebilirsiniz! :)

     İşte bunlar da ilk denememden olan görseller




    Ben direk sade halini çok sevdim ama dilerseniz ketçap ya da burgerın acı sosundan ( 100gr = 30 kcal, 0 yağ ) kullanabilirsiniz ben acıyı çok sevdiğim için arada tercih ediyorum.

    İşte fittazzamız hazır ve çok düşük kalorili üstelik tatmin edici yani hem mideniz hem gözünüz doyucak :)

    Afiyet olsun! :)