Sayfalar

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Kalın Bacaklar Kader Değil !


Tekrar merhaba! Biliyorum uzun zamandır yazı yazmıyorum ve ihmal ettiğimi düşünüyorsun. Fakat inan hep aklımın köşesinde yazmak istediklerim var sadece vakit bulmak çok zor. Neyse benim okuyucum anlayışlıdır zaten J
Bu yazımda kalın bacakların bir kader olduğu düşüncesini çürüteceğim. Çünkü ben de küçüklüğümden beri hep buna inanmış sonra inat edip kaderin değil benim istediğimin olacağını göstermiş biriyim.
               Benim vücut tipim armut diye tabir ettiğimiz tipti. Elma vücut tipine göre daha sağlıklı olsa da kilo dağılımının homojen olmaması genelde armut tipli insanlar için rahatsız edici olabiliyor. Ben hayatımın hiçbir döneminde çok kilolu hatta kilolu biri olmadım aslında. Fakat normal kilo aralığındayken bile belim inceyken bacaklarım vücuduma oranla daha kalındı. Kilo verdiğimde bacaklarım çok az inceliyordu. İşin ilginci spor da yapıyordum. Aslında bu beni bilinçaltımda biriken şeyler su yüzüne çıkana kadar hiç rahatsız etmezdi. Bilinçaltımda ne mi birikmişti? Bacaklarıma Roberto Carlos bacağı ( dediğim gibi bacaklarımın kalın değil sadece vücuduma göre daha kalın olmasına rağmen) , yok işte büyük popolu, bacakların yürürken bıngıl bıngıl gibi şakayla karışık laflar bir süre sonra canımı sıkmaya başladı. Üstelik bunları söyleyenler yakın çevremde bulunan “düşüncesiz/patavatsız” kişilerden başkası değildi. Maalesef ki günümüzde insanlar çok acımasız. Özellikle benim neslim ve benim neslimin devamı olanlar için durum çok üzücü. Birini kırmak istemezken bile ağzımızdan çıkanı düşünmüyor ve karşıdakini kırabiliyorken, bir de birinin canını yakmak istediğimizde neler söyleyebileceğimizi bir düşünün. Ben bunun sınırının olmadığını gördüm. Tabi sırf kalın bacaklı eleştrisi yüzünden söylemiyorum bunu J Neyse, biz en iyisi bacaklara dönelim.
               Bacaklarımı yaptığım diyeti değiştirerek inceltemeyeceğimi elbette ki biliyordum. Ben de sporla yapmaya karar verdim. O sıra gittiğim spor salonundaki eğitmen bana bacaklarımı inceltmek istiyorsam özel ders almam gerektiğini söyledi ben de istemedim. Daha sonra bana naparsam yapıyım bacaklarımın incelmeyeceğini çünkü vücudumun yapısının bu olduğunu söyledi.
               Bu sırada ben de bacaklarımdan nefret etmeye başlamıştım artık. Başarmışlardı. Onların saçma sapan anlık patavatsızlıkları, düşüncesizce yapılmış eleştrileri bana bacaklarımın çok çirkin ve çok kalın olduğunu düşündürttü. Sürekli olarak bacaklarının kalınlığından şikayet eden ve bu konuda kendine güveni oldukça sarsılmış biri oldum. Yakınımdaki insanlar da kötü niyetli olmayarak bunu düşünmekten vazgeçmem gerektiğini, boşa taktığımı ve bacaklarımı böyle kabullenmem gerektiğini söylediler. “Herkesin vücut yapısı farklı, seninki de bu.” Dediler. Bu beni hem korkuttu, hem üzdü, hem de hırslandırdı. Hayır! Ben kalın bacaklı olmak zorunda değildim!
               Sonra spor konusunda çok araştırma yaptım. Yabancı spor eğitmenlerini araştırdım, en iyilerinin yazılarını okudum, bazı antremanlarını izledim. Yaptığım spor işe yaramadığına göre, değiştirmem gerekiyordu. Vücudumdaki yağ oranımı azaltmaya karar verdim. Çünkü yağların çoğu bacaklarımdaydı üstüne bir de spor yaptığım için bacaklarım kaslıydı zaten J Bunun için nasıl spor yapmam gerektiğiyle ilgili sınırsız yazı okudum ( sağlıklı beslenmeye hep devam ediyorum tabiki). Bu sırada spor salonumu değiştirmiştim ve yeni gittiğim yerde grup derslerine katılmaya başladım. Farklı grup derslerini gördükten sonra bir tanesine devam etmeye karar verdim çünkü benim hedefime uygun olan oydu. Yağ yakımı için 45 dk süresince yapılan kardiyovasküler dayanıklılık, güç artırıcı, tüm kas gruplarını çalıştıran tempolu bir dersti. Haftanın bir günü bu derse ardından da spinning dersine giriyordum. Kardiyo olarak haftanın 1-2 günü spinning, 1-2 günü de koşu yapıyordum. Tabi öncesinde koşma alışkanlığım yoktu. Kardiyoyu hep eliptik bisiklette yapardım çünkü en çok kaloriyi onda yakıyordum. Fakat mesele kalori değildi ve ben yavaş yavaş koşmaya başladım. Koşu kondisyonu kazandıkça da artık HIIT-high intensity interval training denen spor şeklini uygulamaya başladım.
               İlk 5 dk yürüdükten ve 5 dk da aynı hızda koştuktan sonra sonraki 15 dk boyunca hızımı değiştirerek koştum. Interval training ile ilgili birçok fitness dergisinde yazı bulabilirsin(women’s health ve popsugar fitness kısmına göz at). 1.5dk 7’de 30sn 9’da 15sn 11’de koştum. Zamanla bunu 1dk 7 - 1.5dk 9 - 1.5 dk 11 olarak değiştirdim ve 6-7 defa tekrarladım. Totalde 45 dk olmak üzere de koşunun ardından koşu bandının eğimini 7-8’e kadar çıkarıp 15 dk boyunca 6 hızda yokuş yukarı yürüdüm. Bu kombinasyonun ne kadar etkili olduğunu kısa sürede farkedebilirsin! Spinninge gelince en iyi yağ yakan egzersiz olduğunu söyleyebilirim. Ağırlığı ne kadar artırırsan o kadar çok yağ yaktığın bir gerçek fakat bacaklarının çok kaslanmasını istemiyorsan spor eğitmeni her “ağırlığı artırın” dediğinde artırmamalısın J  Seni uyarmam gerek, spinningde çok hızlı ve çok düşük ağırlıkta yaptığım zaman dizlerimin birinde menisküsüm yırtıldı. O yüzden benim yaptığım kadar çılgınlar gibi spin atmaya uğraşma ve asla boş ağırlıkta çevirme! Vücudunu dinle ağırlığı seni zorlayacak kadar fazla ama kas yaptırmayacak kadar az tut. Çünkü incelmek istiyorsan ağırlığı hiçbir zaman, squat yaparken de, çok artırmamalısın.



               Bence önümüzdeki 1 ay bu programı dene. Haftada 1 gün spinning, 2 gün intervalli koşu, 1 gün yüksek tempolu yağ yakmaya yönelik grup dersi yap. Spor salonuna gitmiyorsan da koşuyu açık havada yapabilir, internetten yağ yakıcı ağırlık ile kardiyoyu birleştiren videolar bulup evde uygulayabilirsin. Bacaklarının inceleceğini farkedeceksin çünkü benimkiler şuan inceler ve vücudumla orantılılar. J 
               
             Instagram hesabımda sürekli aktifim beni oradan da takip etmeyi unutma. Hoşçakal! :)




31 Mayıs 2015 Pazar

Sağlıksız Diyet Hesapları


     Selamlar, okulumun tatile girmesiyle sonunda nefes alabildim, adeta yaşamak nedir yeniden hatırladım! Her ne kadar blogumla ilgilenme şansım olmamış olsa da, beni instagramda takip edenleriniz varsa (bknz: tasteofhealthylife) bilir, oradan paylaşım yapmayı sürdürdüm. Instagram hesabım blogum gibi eskiye dayanmıyor, daha yeni sayılabilir. Hesap açmakla iyi mi yaptım kötü mü bilmiyorum açıkçası. Amacım hem sevdiğim yiyecekleri paylaşmak, hem de insanlara faydalı olabilmekti. Fakat gün geçtikçe öyle diyet hesapları görmeye başladım ki sinirlerim yıpranmaya başladı. Sandığımdan çok daha takıntılı kişi, çok daha kirli bilgi varmış.

     Evet kilo vermeyi çok istiyor olabilirsiniz ve bu isteğinizi en iyi anlayabilecek insanlardan biri olduğuma eminim. Fakat önünüzde sizin geçtiğiniz yollardan geçmiş ya da beslenme konusunda uzman, diyetisyenler, varken kendinize işkence yapmayı bırakmanız daha kolay olabilir.

     Mesela ilk olarak 20-30 küsür veyahut bilmem kaç kilo verdiği için takip ettiğiniz kişileri bir gözden geçirin derim. Kilo vermek zor bir şey değil. Olayın matematiği çok basit, aldığından fazlasını yakarsan kilo verirsin. Evet kilo veren insanlara saygı duyuyorum çünkü bu irade, kararlılık ve psikoloji işi. Yine de önemli olanın "nasıl" verdikleri olduğunu düşünüyorum. Aç kalarak, deli gibi spor yaparak, saçma sapan detox adı altında günlerce sebze suyu içerek, ya da hurma diyetleri yaparak zayıflayan tonlarca kişi var. Gerçek şu ki herhangi bir besini yasaklayarak, hayatınızdan tamamen çıkararak yaptığınız tüm diyetler geçici ve sağlıksız. Bazı besinleri hiç tüketmeyerek ( örneğin ekmek, tatlı vs) kendine iyilik yaptığını düşünenler var. Tatlı tüketin demiyorum tabi ki ama şunu unutmayın mahrum bıraktığınız sadece bedeniniz değil, zihniniz de. Zihninize verdiğiniz yoksunluk hissi bedeninizin kiloyu tutmasına sebep olabileceği gibi, daha sonraları iştahınızın çok daha fazla açılmasına ve birden hiç olmadığı kadar tatlı yemeyi istemenize sebep olabilir.

     Detoxa gelince vücudu kimyasallardan arındırmaya evet, ama günlerce sebze meyve suyu içmeye hayır. Vücudunuza ne denli zarar verebileceğinizi bilmeden bu tarz uygulamaları yapmaya nasıl cesaret edebiliyorsunuz? Durun ben söyleyeyim. Kendinizi o kadar da önemsemiyorsunuz. Kendinize değer vermediğiniz için zayıflamayı bu kadar takıntı yapıyor ve zayıflamak uğruna her şeyi deniyorsunuz çünkü zayıflamak sizden/sağlığınızdan daha önemli.

     Üzücü bir haberim var ki, ne aç kalma/ ya da "x" diyetleri, ne zayıflama hapları, ne kavitasyon zımbırtıları ne de thermal şortlar zayıflatmıyor. Size hepsini denemiş biri olarak söylüyorum bunu, evet hepsini. Bu işin tek bir çözümü var ve aslında bizim karmaşıklaştırdığımızın aksine basit. Her besinden ölçüsüne dikkat ederek tüketmek, vucudu aç bırakmamak ve düzenli spor yapmak. Vücut açlık duydukça kendini kitlemeye başlar ve elinde olanı tutar. Peki gelelim niye her besinden tüketmek gerekir dediğime. Bazı yiyeceklere vücudumuzun ihtiyacı olmayabilir, fakat ruhumuzun ihtiyacını gidermek için tüketmeliyiz. Örneğin ben tatlıdan vazgeçemiyorsam arada bir tüketirim. Çünkü kendimi yoksunluk hissine kaptırmak istemem. Hem sana zevk veren bir tatlıyı sevdiğin biriyle yediğinde ruhuna iyilik yapmış olursun ve arada bir bunu yapmak da seni sağlıksız yapmaz (!) Hatta arada sağlıksız şeyler yemek güzeldir :) Lütfen fazlasıyla "sağlık takıntılısı" haline gelmiş instagram hesaplarını takip etmeyi bırakın. "Asla ekmek tüketmemeliyiz", " o yediğin kek kaç kalori haberin var mı?", "sadece avakado yerim", tarzı hesaplardan uzak durun lütfen.  Sizi de kendileri gibi takıntılı hale getirmekten başka bir şey yaptıkları yok, sağlıklı adı altında belki bedeninize değil ama psikolojinize ciddi anlamda sağlıksız mesajlar veriyorlar. Ayrıca her hafta başka bir "x" diyeti deneyenler de inanın örnek almamanız gereken kişiler. Çünkü sağlıklı beslenmek "herhangi bir tip" beslenmek değildir.

     Bence herkes kendi yaşam tarzına/standardına ve bedenine göre sağlıklı beslenmeyi öğrenebilir. Bunu kendimize eziyet haline getirmeyelim diyorum çünkü tüm yaşamımıza yayacağımız bir beslenme alışkanlığından söz ediyoruz. Aksi halde kilo verişimiz de geçici olur.

     Sporla ilgili daha ayrıntılı başka bir yazı yazacağım. Özellikle de kalın bacaklar kaderim mi diye yakınanlar için :)
     Daha sık görüşeceğiz, bir sonraki postuma kadar kendinize çok iyi davranın ve beni unutmayın.
Sevgilerrr :)))




20 Ocak 2015 Salı

Anoreksiyada Sosyal Medya Aşısı!

Selam okuyucu..
Bu yazımın dili sana biraz agrasif gelebilir.. Çünkü kızgınım..
Anoreksiyanın ne olduğunu hala doğru düzgün bilmeyenlere, ciddiye almayanlara ve çevrelerine anoreksik düşünceler aşılayanlara çok kızgınım..
Ben de, bu hastalığın yayıldığını, ondan ona bulaştığını ve artan takıntılarıyla anoreksiyanın çıkılması çok zor zindanında yitip giden insanları görmeye dayanamıyorum. Bir şeyler yapmak istiyorum, yardım edebilmek, ellerinden tutabilmek ama tek yapabileceğim yazmak olunca bloguma koşuyorum..

Öncelikle gel anoreksiyanın ne olduğunu iyi anlayalım. Hiç öyle ergenlerin şımarık hastalığı falan sanma bir kere. Görülme yaş aralığı çok geniş. Ayrıca ciddiyetini anlaman için ilk olarak şunu belirteyim, yeme bozuklukları, psikolojik hastalıklar arasında ölüm oranı en yüksek olanı. Yeme bozukluğu geçiren bireylerin ise bu hastalıklarının ''ölümle'' sonuçlanma yüzdesi %20'ye kadar ulaşıyor. Eminim birçok kişi anoreksiya ve bulimianın bu denli ciddi sonuçlar doğurabileceğini düşünmüyordu. Öyleyse belki de şimdi anlatacaklarım daha dikkatli okunur?...

Anoreksiya hastası zayıf bir bedene sahip olma arzusuyla yanıp tutuşur, şiddetli kilo alma korkusu duyar, sürekli olarak diyet yapar, obsesif şekilde her yiyeceğin kalorisini bilir, yediklerini kısıtlar, zayıf olduğunu asla kabul etmez, edenler ise ya basenlerinin ya göbeklerinin olduğunu savunurlar. Bazısı aşırı derecede spor yapar, bazısı aldığı kalori miktarını korkunç şekilde düşürür, bazısı da yediklerini sürekli olarak kusar. En önemlisi anoreksikler kilo vermeyi kendilerine güvenlerini kazanma, mutlu olma, saygı ve sevgi görme yöntemi olarak görürler..Sonuçlarından bir kısmı ise kendini etraftan yavaşça soyutlama, içine kapanma, depresyon, öfke, kalp ritminin bozulması, cildin kuruması, dişlerin çürümesi hatta dökülmesi, ülser ve mide borusu kanseri, hormonal bozukluklar, regl kesintisi.. Özellikle şu bilgiyi paylaşmadan geçemeyeceğim, Londra King’s College ve College London Üniversitesi’nde yapılan ve BJOG Dergisi’nde yayınlanan araştırmaya göre anoreksiyaya yakalanmış kadınların %40'ı doğurganlık tedavisine ihtiyaç duyuyor ve hamilelikleri gecikiyor.

İnanılır gibi değil ama anoreksiya hastalığına yakalanma yaşı 10'a kadar düştü! Çocukluğunu yaşaması, ailesiyle arkadaşlarıyla oynaması, gelişmesi büyümesi gereken yaşlarda bu çocuğun anoreksiyayla ne işi var?!

Ne işi olduğunu ben size söyleyeyim.. Sosyal medya işi var.  University of Haifa'da yapılan araştırma gösteriyor ki, sosyal medyada daha çok vakit geçiren bireylerin yeme davranış bozukluğu geliştirme olasılığı çok daha fazla. Hele ki facebook, instagram ve twitter üçlüsü var ki ne kadar takıntılı insan varsa düşüncelerini başkalarına çok güzel bulaştırıp empoze edebiliyor. Yok efendim ince bacak fotoğrafları, dümdüz karınlar, mankenler. Ne kadar inceysen o kadar ''ay çok incesin çok güzelsin'' diye iltifat almalar, saçma sapan diyet listeleri paylaşmalar.. Resmen ince olmak toplumda kabul görme aracı oldu. Bizi bu hale getiren televizyonlar, dergiler, hep en zayıf olanın başrol yapıldığı diziler... Hayır yangını körükleyenlerimiz de var.. 
Meselaa... Diyetisyen olmadığı ya da hiç diyetisyene gitmediği halde gelmiş instagramda diyet şöyle yapılır, yok bugun bilmem ne detoxu uyguluyorum, yok ekmek yemiyorum zayıflıyorum diye milletin kafasını saçma sapan çöp bilgilerle dolduranlar! Sağdan soldan duyduğunu gördüğünü birleştirmiş kendi aklınca.. Orda benim cahil insanım da gitmiş, bilmem kaç kilo vermiş diye buna soruyor napması gerektiğini.. Tabi doktorlar, diyetisyenler boşuna okumuş zaten.. Hayır sizin yüzünüzden küçücük çocuklar anoreksik oluyor. Bana 12 yaşında küçücük bir kız mesaj atti sürekli kusuyorum zayıf olmak istiyorum diye. O an beynimden aşağı kaynar sular döküldü ve o zaman anladım bu illetin ne kadar küçük yaşlara kadar indiğini...

Bir de şunu söyleyim, motive ettiğinizi sanarak bu mankenlerin ya da kilolu insanların fotoğraflarını paylaşıp, yerseniz böyle iğrenç olursunuz-yemezseniz böyle manken gibi güzel olursunuz diyorsunuz ya, iyi halt yiyorsunuz. Hem kilolu insanlara karşı yapılan acımasız muameleyi destekleyip onların psikolojisini bozuyorsunuz, bedenlerini iğrenç diye nitelendirerek asıl kötülüğü siz yapıyorsunuz; hem de insanları zayıf olma takıntısına itiyorsunuz. O motivasyon falan değildir arkadaşım. Motive mi olmak istiyorsun git kendi eski kilolu resmine bak, git kilo vermeden önceki pantolonunu giy ya da içine önceden sığmadığın elbiseye sığmayı kutla. Çok mu motive etmek istiyorsun? Sağlıklı yaşamı, sağlıklı beslenmeyi aşıla insanlara, yememeyi, zayıf olmayı değil!
Anoreksiya tedavisi çok uzun yıllar süren, bazen yüzde yüz tedavisi olmayan bir hastalık. Bu günümüzün trendleri, televizyonlar, dergiler yetmedi şimdi de sosyal medyada diyetisyenlik taslayan ve asla anoreksiyaya meyilli olduğunu kabul etmeyen hesaplar çıktı. Lütfen ama lütfen başkalarını sağlıksız davranışlara yönlendirmeyin! Sürekli, zayıflık güzelliktir empozesinde bulunmayın! Kilolu olmayı aşağılık görmeyin ve eğer bir diyetisyen değilseniz diyet listesi pay-laş-ma-yın!!!

İşte böyle okuyucu kızıyorum.. Döktüm yine içimi, çünkü kıyamıyorum bu hastalığı çekenlere.. Korumak istiyorum onları, ama elimden gelen bu...

Sabırla okuduğun için seni seviyorum! Tekrar dertleşmek üzere! :))