Sayfalar

5 Şubat 2014 Çarşamba

Strese Veda Et !


    Günlük hayat filmlerdeki ve masallardaki gibi değildir. Zorludur, bir anda mucizeler belirivermez. Yapılması gereken işler, yerine getirilmesi gereken sorumluluklar derken kendimizi bir anda koşuşturmacanın içinde kaybederiz. Zaman ise beklemez, biz günlük hayatın stresiyle başa çıkmaya çalışırken bir anda geçiverir.

    Ben şahsen okulum sebebiyle fazlasıyla strese maruz kalıyorum, özellikle de final dönemlerimde.. Bir sürü öğrencin de benim gibi stresli zamanlar geçirdiğini düşünüyorum. İş hayatında olanlar için ise stres daha da kaçınılmaz bir hal alabilir. Bir de anne iseniz sadece kendinizi değil çocuklarınızı düşünmekten kendinizi unutmanız muhtemeldir..

    Fakat eğer hayat buysa, elimizde her şeyi bir anda değiştirebileceğimiz bir sihirli denek yoksa ya da düğümleri çözmek için gereken sihirli sözcükler bilmiyorsak? Yaşadığımız süreyi elimizden geldiğince güzelleştirmeye çalışmalıyız. Katılıyor musun? :))

    Bunu yapmanın ilk adımı kendimize değer vermek ve kendimizi sevmek. Anneler özellikle sizlere söylüyorum, çocuk yaptıktan sonra kendinizi unutmayın.. Şuan bu yazımı okuyan çok mutsuz biri de olabilir, ve söylediklerim için ya evet yapması çok kolay zaten diye düşünebilir.. Kolay olduğunu kimse söylemedi ama hayatta bazı şeyleri değiştiremiyorsak, en azından şimdilik, bakış açımızı değiştirelim. İnsanın kendini sevmesi en güzel şey. Ukalalıktan, egoistlikten söz etmiyorum. Fakat kendiyle mutlu olmayan biri kimle mutlu olabilir ki?


    Hayatımızdan stresi uzaklaştıramıyor olabiliriz, ama zihnimizden uzaklaştırabiliriz. Çok ciddi yöntemler olarak görünmeseler de, yazacaklarımın sakinleşmeye olan faydaları da azımsanmamalı.

    İlk olarak stresi azaltmanın en bilinen yöntemi meditasyon. Sessiz ve loş bir ortamda dik bir şekilde yoga pozisyonunda oturarak zihnini negatif düşüncelerden arındırabilirsin. Üstümdeki bütün negatif enerjinin akıp gittiğini hissediyorum gibi seni rahatlatacak cümleler kur ve en az 20 kere tekrarla. İnanarak tekrarladığında işe yaradığını hissedeceksin.

    Stresi atma konusunda diğer bir önemli şey ise her an her yerde yapabileceğin nefes alıp vermek, fakat hep yaptığın gibi değil. Yapılan araştırmalar nefes alma kapasitemizin sadece yüzde 30'unu kullandığımızı gösteriyor. Derin nefes almak için önce ciğerlerimizdeki bütün havayı boşaltmalıyız. Sonra diyaframı aşağıya iterek yani göğüs kafesini değil mideyi şişirerek çok yavaş şekilde kocaman bir nefes almalıyız. Birkaç saniye nefesimizi tuttuktan sonra yine oldukça yavaş şekilde burnumuzdan aldığımız nefesi ağzımızdan vermeliyiz. Bu ve bunun gibi nefes egzersizlerini yapmanın stresle mücadelede etkili olduğu görüldü. Ayrıca gece uyumakta zorluk çekiyorsan da yatmadan önce bu nefes egzersizini yapmak uykuya daha kolay dalmanı sağlayacaktır.

    Doğru beslenmenin önemini artık hepimizin idrak etmiş olması gerekir. Beslenme burada da karşımıza çıkıyor. Araştırmalar bazı besinlerin rahatlamaya yardımcı olduğunu ortaya koydu. Bu besinler ise:
 Avakado, bol potasyum kaynağıdır ve kan basıncını düzenler.
 Süt, kalsiyum kaynağı olarak ruhsal dalgalanmaları azalttığı söyleniyor.
 Yağlı balık, özellikle omega-3 bakımından zengin olan somon, ve ton balığı gibi yağlı balıklar sinir sistemini onarıyor.
 Kabak çekirdeği, zengin magnezyum içeriği sayesinde mutluluk hormonu salgısını artırır ve kaslarımızın gevşemesine yardım eder. Ispanak ve badem de alternatiftir.
 Kivi, yapılan araştırmalar bol C vitamini takviyesi alan kişilerin kan basıncının ve kortizol seviyesinin daha hızlı düştüğünü gösterdi. C vitamini içeriği yüksek portakal, yabanmersini, narenciye, sivri biber gibi besinler tüketmek stresle baş etme konusunda yardım sağlayacaktır.
 Bitter çikolata, araştırmalara göre düzenli olarak bitter çikolata tüketmek endorfin hormonunun salınımını artırıyor, içindeki flavonoid adlı antioksidan ise rahatlamaya yardımcı.
 Hindi, triptofandan zengindir ve seratonin salgısını artırır. Ayrıca yağ oranı oldukça düşük bir protein kaynağıdır.

    Diğer bir yönteme gelecek olursak, o da egzersiz. Öfke, stres ve üzüntü vücuttan sıvı yoluyla atılabiliyor. Bu sebeple ağladığımızda ya da terlediğimiz de (egzersiz yaptığımızda) rahatlarız. İllaki yoğun hareket içermesi gerekmiyor, bol oksiyenli açık havada yapacağın yarım saatlik bir yürüyüş bütün olumsuz enerjini alacaktır.


   Tüm bunları yapıyorum ve yine sinirliyim diyorsan kan değerlerini ölçtürmende fayda var. Demir veya vitamin eksikliğiyle karşı karşıya olabilirsin. Ayrıca hipotroidinin ve hipogliseminin de stresliliğe yol açtığı bilindiğinden hormonlarını da kontrol ettirmeyi ihmal etme.

   Gülümsemek bulaşıcıdır, beynimiz gülümsediğimizi hareket eden yüz kaslarımızdan anlar ve mutluluk hormonu salgılar.. Pozitif ol, hayatından negatif, sürekli şikayet eden insanları çıkar, kendini şımartın ve sev.

   Bir de rahatlamak için çok çok iyi olan şu sitelere mutlaka göz at:

http://donothingfor2minutes.com  her şeyi bırakın ve 2dk boyunca dalga seslerini dinle

http://thequietplaceproject.com/thethoughtsroom/  Sorunlarınızı durum kutusuna yazın ve onların gökyüzünden yıldız gibi kaymalarını izle

http://www.rainymood.com/  gözlerinizi kapatın ve harika yağmur sesini dinle

    Tekrar görüşene kadar huzurlu kal! :))
   
 

3 Şubat 2014 Pazartesi

Gece Yeme Sendromu

     Yine ben ve yine sizlerle paylaşacağım bir şeyler...
Başlıktan da anlaşıldığı gibi bu yazımda gece yeme sendromuyla ilgili araştırmalarımın sonuçlarından bahsedeceğim. Bunu araştırma fikrim ise akşamları iştahımın açıldığını farketmemden doğdu. Özellikle gece geç saatlere kadar kaldığım zamanlarda midemde açlık hissetmesem bile tatlı bir şeyler yeme istediğim çılgınca boyutlara ulaşıyor ve gece atıştırmalıklarının sonucunun ise kilo almak olduğunu hepimiz biliyoruz..

     Ayrıca gece yemek göbek yapıyor ne zaman akşam yemeğimi erken yer ve sonrasında bir öğün yapmadan uyursam, yani gece atıştırmazsam, göbeğim dümdüz olurken gece yiyip yatarsam göbekli uyanıyorum :))) benden söylemesi...

     Ben de bu gece atıştırmalıklarından nasıl kurtulurum neymiş bu falan bir araştırıyım dedim.. Benim durumumda çözüm gün içinde daha düzenli beslenmek ve öğün atlamamak çünkü öğlen ve akşam yemeklerini geçiştirmek gece yeme istediğini artırıyor. Fakat henüz öğrendiğim ve aslında çok da yaygın olan bir yeme davranış bozukluğunu sizlerle paylaşayım istedim.
 

 
 
     Gece yeme sendromunun en belirgin özelliği haftada en az 3 gece ve en az 1 kere olarak uyanmak ve bir şeyler atıştırmakmış. Bu kişiler genellikle kahvaltıyı atlıyor, ve çay, kahve gibi içeceklerle geçiştiriyormuş. Gün boyu oldukça düşük kalori alırken, akşam yemeğinden sonra bunun yarısından fazlasını alıyorlarmış. Hacettepe Üniversitesi'nde yapılan araştırmanın sonuçları ise obez bireylerin %66'sının gece yeme sendromuna sahip olduğunu göstermiş. Genelde sıkıntılı, stresli dönemlerde gece yemelerinin arttığı gözlemlenmiş.

     Bu durumun sebebi hormonal de olabilir. Peki vücutta hormonal olarak neler oluyor da bu sendroma yol açıyor? Bu sorunun cevabı ise şöyle, bu sendroma sahip kişilerin melatoninin gece düşük olduğu ve bunun da REM uykularını zayıflattığı belirtilmiş. Aynı zamanda açlık bastırıcı olan leptin hormonlarının da düşük olduğu gözlenmiş. İştah uyaran ghrelin hormonlarının fazla salgısı sebebiyle olması gereken zamandan önce acıktıkları görülmüş. Ayrıca bu kişilerin çoğunlukla hipotroidi olduğunu ve daha az kortizol salgıladıkları sonucuna ulaşılmış. Son olarak ise bu sendrom insülin direncinin yüksek olduğu ve hipoglisemisi olan kişilerde çok sık görülüyor.


     Benim yaklaşık üç yıl önce insülin direncimin ve hipoglisemimin olduğu ortaya çıktı. İnsülin direncimden hala tamamen kurtulamamış olmakla beraber düzenli beslenme ve aktif bir yaşamla hipoglisemiden kendimi kurtarmayı başardım. Gerçekten çok korkunç bir şey umarım bir daha yaşamam...

     Peki gece yemelerinden kurtulmak için ne yapılmalı, çözümü ne diye soracak olursanız uzmanlar cevabı ilk başta güne kahvaltıyla başlamanın önemini vurgulayarak vermiş. Gece yemek yerine sabah yemelisiniz demişler. Günü atıştırmalıklarla değil sağlıklı ana öğünler yaparak geçirdiğimizde akşam eskisi kadar aç hissetmeyeceğimizi söylemiş ve özellikle fruktoz alımımıza dikkat etmemiz gerektiği konusunda uyarıda bulunmuşlar. Bunlara ek olarak ışıksız ortamda ya da mumla uyumak, stresten uzak durmaya çalışmak ve gece alkol almamak gerekliymiş.

     Çok yaygın ve sanıldığından daha ciddi bir yeme davranış bozukluğu olan gece yeme sendromu için öncelikle bir dahiliyeci, psikiyatr ve diyetisyen görmelisiniz. Böylece en doğru şekilde rotanızı çizerek buna bir son verebilir ve hem ruhsal hem bedensel sağlığınızı koruyabilirsiniz.

    Ben bunları öğrendikten sonra gece yememe konusunda kendime daha bir söz geçirmeye çalışır oldum, umarım benim gibi olan başkalarına da dikkat uyarısı olur veya bu sendromu yaşayan birileri varsa onlar da farkındalığa ulaşır..

     Bugünlük böyle... Benim uzun yazılarımı sonuna kadar okuyan sizler, kesinlikle çok özelsiniz. Bu sabrınız, yazdıklarıma olan ilginiz ve merakınız için çok teşekkür ediyorum :))

     Görüşmek üzere!! :)))

2 Şubat 2014 Pazar

TIA MARIA PASTASI

    
    

     Herkese selam! Yapmayı ve yemeyi çok seven biriyim malum, özellikle konu tatlıysa! Bu yüzden farklı görünen yemek ve tatlı kitaplarını alırım. Bunlardan biri Martha Day'in Dünyanın En Güzel Tatlıları kitabı :)))

 
 
     Alırken fark etmesem de kitabın yarısından sonrası düşük kalorili tatlı tarifleri diye ayrılıyor ve dahiyane tarifler var içinde. Ara sıra bu tariflerden seçtiklerimi sizlerle paylaşacağım.
 
     Tarifini vermek üzere olduğum pastanın yağ oranı oldukça düşük. Leziz farklı bir şeyler denemek istiyorum ama aynı zamanda formumu korumak istiyorum diyorsanız doğru yerdesiniz :)
 
     Malzemeler
8 kişilik
Yağlamak için az yağlı yumuşak margarin (sıvı yağ da kullanabilirsiniz)
3/4 su bardağı tam buğday unu
2 yemek kaşığı hazır granül kahve
3 yumurta
yarım su bardağı toz tatlandırıcı (splenda, tagatoz vb. )
İçinin dolgu malzemesi için:
3/4 su bardağı light (veya yarım yağlı) yumuşak peynir
1 yemek kaşığı bal
1 yemek kaşığı Tia Maria likörü
1/4 su bardağı toz zencefil
Sosu için:
2 su bardağı elenmiş pudra şekeri
2 çorba kaşığı şekersiz hazırlanmış hazır kahve
1 yemek kaşığı su
1 tatlı kaşığı da kakao
 
     Şimdi pastamızı yapmaya başlayabiliriz. Öncelikle fırını 190 derecede ısıtıyoruz. Kek kalıbını yağlıyoruz ve un ve kakaoyu bir yağlı kağıdın üzerinde eliyoruz. Yumurtaları ve tatlandırıcıyı bir kaseye koyup yoğunlaşıp kalınlaşıncaya kadar çırpıyoruz. Ardından bunu metal bir kaşıkla unlu karışımın içine yavaşça karıştırıyoruz. Sonra tüm bu karışımı hazırladığımız kalıbın içine döküyoruz. Kekin ortasına bastırdığımızda sünger gibi tekrar eski yerine gelene kadar 30-35 dk fırında pişiriyoruz. Tel bir rafın üzerinde soğumaya bırakıyoruz.
 
     İçinin dolgu malzemesini yapmak için ise, yumuşak peyniri balla birlikte bir kasede yumuşayıncaya kadar karıştırıyor, eğer kullanacaksanız likörü ve zencefili koyarak karıştırmaya devam ediyoruz.  Kekimizi ikiye ayırıp bu karışımı içine sürüyor ve diğer yarım keki de üzerine kapatıyoruz. Üzerinin sosunu yapmak için pudra şekeriyle kahve esansına biraz su ilave edip karıştırıp tahta bir kaşığın arkasına yapışacak kıvamda bir sos haline getiriyoruz. Bu sosun dörtte üçünü pastanın üstüne sürüyoruz. Kalanın içine kakaoyu karıştırıp çırpıyoruz. Krema sıkma torbasının içine koyarak sürdüğümüz sosun üzerine sıkıyor ve pastamızı da süslemiş oluyoruz.
 
    Biraz zahmetli olsa da özel günlerde, kendinizi ya da sevdiklerinizi şımartmak istediğiniz zamanlarda vaktinizi ayırıp bu pastayı yapmanızı öneririm. Arasındaki nefis krema yumuşacık pandispanyayla harika bir uyum meydana getiriyor benden söylemesi :))
 
    Peki bu nefis pasta bize kaç kaloriye mal olucak? İşte bir porsiyon için besin değerleri de şöyle: 
Enerji: 226 kcal
toplam yağ 3.14 g (harika değil mi?)
doymuş yağ 1.17 g
kolesterol 75.03 mg
lif 0.64 g
 
     Afiyet olsun! :)))
 

1 Şubat 2014 Cumartesi

En Sağlıksız Trend Şeyda Coşkun


     Hepinize selamlaaaaaaarrr!! Burayı ve yazmayı çok özledim fakat finallerimdi sonrasında da kendime vakit ayırmaktı ufak çapta bir seyahatti derken ancak dönebildim. Sizlerle paylaşmak istediğim çok şey var fakat bu yazımda bahsetmek istediğim şey gündemin tam ortasında yer alıyor! Şeyda Coşkun'un zayıflatma yöntemleri..

     Son zamanlarda hakkında çok konuşulan biri ve birçok ünlüye çok kısa zamanda yüksek miktarlarda kilolar kaybettirdiğini hepimiz biliyoruz. 17 günde 10 kilolar, 8 haftada 12 kilolar filan... E tabi bunu duyunca ilk başta hepimizin gözleri bir açılıyor nasıl yani diyoruz.. Kim istemez kısa zamanda bütün kilolarımdan kurtulayım incecik olayım diye.. Çok cazip görünüyor di mi.. Görünür tabi görünür... İşin görünmeyen yüzünü de bir düşünelim o zaman ve hala cazip gelecek mi bakalım. Bu kilolar nasıl bu kadar hızlı veriliyor, sağlıklı mı, kalıcı mı vs..

     Mantıklı olalım. Eğer bu kadar hızlı zamanda kilo vermek sağlıklı olsaydı ve iyi bir çözüm yöntemi olsaydı herkes aynını yapardı. Tüm dünyada kilolu insan kalmazdı. 1 ay yeme çubuk gibi olursun zorluğu mu var? İnsanlar niye sabrederek yavaş yavaş kilo veriyor, niye bunca diyetisyen var 4 sene okuyup diploma alacağız diye kasıyorlar ve neden hepsi yavaş kilo verimini destekliyor? Şeyda Coşkun mu tek akıllı, tek doğruyu bilen yani?


( Çorba ve ekmeği hayatınızdan çıkarın)

     Yaşam koçluğu denen olayı hiç anlamam zaten. Hani psikologsundur, psikiyatrsındır, insan ilişkileri uzmanısındır, gerçek anlamda eğitimler almışşındır  vs yaşam koçu olursun saygı duyarım yine.. Fakat pardon da işsiz vasıfsız önüne gelen herkes de yaşam koçu olmaya başladı.. Yanlış anlaşılmasın yaşam koçluğu yapan herkesi kastetmiyorum burada.. Neyse efenim işte bayanımız beden eğitimi mezunu beslenme üzerine sertifikalar almış vs.. Yani gelişmiş ülkelerde gerçek anlamda eğitim görüp diploma almamış, ama sertifikası var diye birine kim sağlığını emanet eder ki? pek azdır sanırım..

     Ben biraz araştırdım google'ladım, çıktığı birkaç programı izledim ve gözlemledim. İnternette Şeyda Coşkun diyetleri kaynıyor.. Diyetlere bakınca benim ölüm diyeti diye tabir ettiğim listeler! Yani çok basit bir mantıkla düşünecek olursak yemezsen verirsin tabi ona gitmene gerek yok :))) Ha bir de yürüyüş yaptırıyor.. E yürüyüş yapmayı O mu icat etti anacım insanlık var olduğundan beri yürüyüşü bir spor olarak öneriyordur eminim:)) Farkı ne dersek istikrarlı olamayan kişilere baskı uygulaması bence.. Arayıp yeme diye hatırlatmalar falan.. Gülben'in programında Ergen ''beni arayıp yeme diye kızardı'' şeklinde ifade ediyor zaten..

    İnanın bana bu çok yanlış. Yine Gülben söylüyor bir gün simit yiyebilir miyim ödül olarak diye sorduğunda eğer yersen simit belli olursun cevabını almış ve bir daha yemek istememiş.. Şeyda Coşkun danışmanlığının benim en hoşuma gitmeyen kısmı da bu zaten. Bence insanları takıntılı hale getiriyor.. İnstagramda da onu ve onun danışanı olan birkaç kişiyi incelediğimde karşılaştığım manzara üzücü! Şişman kadın resimleri koyup böyle olmak istemiyorsak yemeyeceğiz arkadaşlar tarzında yazılar... Bir kere kilolu bir bedeni aşağılayarak motivasyon elde etmeye çalışmak çok yanlış! İnsanların önceki olduğu hallerinden nefret etmelerine sebep olunmamalı ayrıca şişman olan birçok insanın bunları gördüğünde neler hissedeceğini düşünebilin! Eğer amacınız motivasyon elde etmekse yağlı göbek resimleri değil, mankenlerin resimlerini filan koyun yani kimseyi aşağılamayın..

     Şeyda Coşkun danışanlarında beden takıntısı yaratıyor bence.. Yiyeceklere karşı korku beslemelerine, ön yargı geliştirmelerine sebep oluyor..  İstenen kiloya inildikten sonra normalde hepimiz kilo koruma aşamasına geçer, kalorileri artırır ve sağlıklı beslenmeyi sürdürmek kaydıyla hayatımızdan yasak besinleri çıkartırız.. Yani ben şahsen gayet çikolatamı da yiyorum kilomu da veriyorum. Makarna ve lahmacun da yiyorum ve kilomu da yağdan veriyorum. Fakat Coşkun bunlara diyet bittikten sonra da izin vermiyor. Eğer yayınlarını izlerseniz göreceksiniz ki yemeyeceksin hayatından çıkaracaksın diyor. Nasıl bir bünye tüm hayatını diyet yaparak geçirebilir ve sağlıklı kalabilir ki?



    Sarkmasından tutun kas kaybına kadar, hormonlarınızı da bozarsınız hastalıklara davetiye de çıkartırsınız. Şeyda Coşkun ben diyetisyenlerin yapamadığını yapıyorum diyor. Yapamadığını değil yapmadığını olmasın. Sizi takıntıya sürükleyip yemekten iyice korkmanızı ve çok az yiyerek kilo vermenizi sağlıyor..  Alacağınız zararlar sadece fiziksel değil aynı zamanda ruhsal da olur bence...

     Kimsenin size ne yapmanız gerektiğini söylemesine ihtiyaç duymayın. Bazen insan güçsüz hisseder umutsuz olur bir destek arar bunu en iyi bilenlerdenim.. Fakat bu aynı şey değil. Sporun kilo vermede çok önemli olduğunu hepimiz zaten biliyorduk. Diyetisyene gidip sporunu ve diyetini iyi yapıp kilo vermeyeni görmedim ben ( sağlık problemleri yoksa). 

     Değinmeden geçemeyeceğim şey ise internetten açıp okuyabileceğimiz bilgilerle diyet yazan bayanın ayda 3 bin Euro alması.. Ülkemizde güdülmeyi seven çok koyun var... :(

     Onun yolundan gidip farklı olanı seçerek sivri zekalılık yapmış olmuyorsunuz arkadaşlar doğru olan yöntem onunki olsaydı doktorlar diyetisyenler onu önerirdi.. Biraz mantıklı olun lütfen.. Çünkü yapacağınız hatalar sağlığınıza ve yıllarınıza mal olacak..

    Daha çok sabır istese de sağlıklı olandan vazgeçmeyin arkadaşlar.. Unutmayın kolay kazanılan kolay kaybedilir... :))) Bugünlük hoşçakalın!! :))